top of page

"Beyin Çürümesi" Modern Zihnin Çöküşünden Kurtulmak Mümkün Mü?

  • Yazarın fotoğrafı: Dicle Yurdakul
    Dicle Yurdakul
  • 12 saat önce
  • 4 dakikada okunur

Oxford University Press, her yıl toplumun en önemli endişelerini ve trendlerini yansıtmak üzere bir kelime seçiyor. 2024 yılının kelimesi ise “beyin çürümesi" (brain rot) oldu. Sosyal medyada dolaşmaya başladığı andan itibaren hepimize “Tam olarak bu…” dedirten bir terim… Zannederim çoğumuz biraz çürümüş hissediyor, bu halden memnun olmamamıza rağmen de bir şekilde sürüklenip gitmeye devam ediyoruz. Yeni yıl başlamadan bu gidişata bir dur desek nasıl olurdu?

Beyin çürümesi özellikle TikTok’ta epey zaman harcayan Gen Z ve Gen Alpha topluluklarının aracılığıyla yayılan bir tabir. 2023 ve 2024 yılları arasında kullanım sıklığında %230’luk bir artış yaşanmış. [1]Kelimeyi, “kişinin zihinsel ya da entelektüel durumunun bozulması” olarak tanımlayabiliriz. Bu bozulma, özellikle sıradan, yüzeysel ya da herhangi bir şekilde zihninizi çalıştırmanızı gerektirmeyen içeriklerin aşırı tüketimiyle ilişkili. Hepimiz zaman zaman manasızca sosyal medyada dolaşıp, düşük kaliteli içerikler tüketiyoruz, ve farkında olmasak da o esnada avuçlarımızdan akıp giden yalnızca ekran süremiz olmuyor.

 

"Beyin Çürümesi" Tam Olarak Nedir?

Beyninizi bir bahçe gibi hayal edin. İdeal durumda, çiçeklerle ve yeşilliklerle dolu, sağlıklı bir alan. Ancak bahçeyi ihmal ettiğinizi, dökülmüş yaprakların, çürük bitkilerin, rüzgarla savrulan her türlü çerin çöpün biriktiği bir alan haline getirdiğinizi düşünün. Öyle ki artık bu gereksiz yığının altında kalan eser miktarda çiçek ve yeşillik bile görünmez olmuş. Sonuç? Soluk, çürük, puslu ve düzensiz bir karmaşa… İşte "beyin çürümesi" tam olarak böyle bir durum.

 

"Beyin Çürümesi" Neden Oluyor?


Sizi hiç de şaşırtmayacak olan bazı nedenler şunlar:


Dijital Yüklenme

Her zamankinden daha fazla bağlantıda olmamızın elbette bir bedeli olacaktı! Dijital cihazlarla geçirilen zaman, gözünüzün önünde sürekli uçuşan bildirimler, sekmeler ve görevler arasında yaptığımız müthiş hızlı geçişler odaklanma süremizi ve kalitemizi azaltıyor ve stresi artırıyor.


Dopamin Bağımlılığı

Sosyal medya platformları bizi ekran karşısında saatlerce tutmak üzere tasarlandı. Her bir beğeni, yorum veya yeni içerik, gönderi ve video beynimizde bir ödül hissi yaratan dopamin nörotransmitterinin salgılanmasına neden oluyor. Normal şartlarda dopamine erişebilmek için emek sarf etmemiz gerekirdi. Artık hiçbir şey yapmamıza gerek yok. Sürekli akan bir dopamin kaynağı ilk başta cazip gibi görünse de bu süreç zamanla dopamin duyarsızlaşmasına neden oluyor. Bu da daha az uyarıcı olmakla birlikte daha anlamlı olan aktivitelerden keyif almamızı zorlaştırıyor, kolay ve hızlı olanın peşine takılmamıza neden oluyor. Insta’da gezinerek hızlı ve anında gelen ödül hissine kavuşmak varken bir kitabı bitirmenin uzun vadeli hazzıyla kim uğraşsın?


Yüzeysel İçerik Tüketimi

Başlıkları hızla okumak veya kısa içerikleri tüketmek dikkat becerileri gibi eleştirel düşünme becerilerimizi de zayıflatıyor. Bunun nedeni, derin eleştirel analiz için gerekli bilişsel süreçlerin yeterince aktive olmaması. Bu durum bir alışkanlık haline geldiğinde ise gerektiği durumda söz konusu bilişsel mekanizmaları devreye sokabilmek eskisinden çok daha zor bir hal alıyor. [2] Dolayısıyla bir süre sonra sürekli yüzeysel modda düşünen insanlara dönüşüyoruz.

 

Reçete Dijital Öncesi Yaşamda

Sosyal medya hayatımıza girdiğinde yıkıcı etkilerine dair kimse bizleri uyarmadı. Bilişsel aktivitelerimizin ve hormon döngülerimizin ne şekilde etkileneceğini zaman içinde gördüğümüz somut etkilerden sonra ancak anlayabildik. Bu yüzden çürüyen beyin bahçesini eski canlı haline getirmek mümkün olur mu, şu anda bilemiyoruz. Ancak reçete aşağı yukarı belli: dijitalden önceki hayatımıza dair korumamız gereken pratikler var ve bu pratikleri tekrar hayatlarımıza sokmak zorundayız.


Dijital Detoks: Artık geri dönüşsüz bir yol olan dijital pratiklerinizi bir kenara bırakmaktan ya da telefonunuzu bir yere kilitlemekten bahsetmiyorum, biliyoruz ki bu imkansız. Ancak her gün belirli saatlerde ekranlardan uzak duracak şekilde kendimizi disipline etmek mümkün. Örneğin, sabah ilk bir saatte, yemek sırasında ve yatmadan önceki bir saatte ekran kullanmayın. Çalışmalar, kısa sürelerle bile cihazlardan uzaklaşmanın stresi azalttığını ve odaklanmayı artırdığını gösteriyor.[3]


Derin Okumaya Zaman Ayırmak:  Kendinizi bir kitaba veya uzun bir makaleye verin. Araştırmalar, derin okumanın, eleştirel düşünme ve hayal gücü gibi karmaşık beyin devrelerini harekete geçirdiğini gösteriyor.[4]


Hareket Etmek: Egzersiz, beyindeki nöroplastisiteyi, yani beynin kendini yeniden yapılandırma özelliğini destekleyen beyin kaynaklı nörotrofik faktör’ün (BDNF) salgılanmasını teşvik ediyor. Günde 30 dakika orta düzeyde bir fiziksel aktivite, örneğin yürüyüş veya yoga dahi etkileri görmek için yeterli. [5]


Farkındalık Meditasyonu: Farkındalık meditasyonu, stresi azaltırken, dikkat süresini arttırıyor. Çalışmalar, kısa süreli farkındalık meditasyonunun bile dikkatle ilgili sonuçları iyileştirebileceğini ve farkındalık eğitiminin yeni başlayanlarda dikkat kontrolünü artırabileceğini gösteriyor. Bu da aslında bahçenin zemininin yeniden yeşillenmesi demek. Zira dikkatin yeniden tesis edilmesi, silsile halinde beraberinde gelen odaklanama, okumama, derin düşünmeme vb. sorunları ortadan kaldırabiliyor.


Yukarıdaki kısa listeye doğada vakit geçirmek, sosyal ilişkileri yeniden güçlendirmek gibi hepimizce malum olan diğer başlıkları da eklemek mümkün. Bu öneri listesi hiçbirimiz için yeni bir liste değil, ancak hayatlarımıza ne kadar entegre ettiğimiz sorusuna vereceğimiz “pek değil” cevabı da bir o kadar beklenen bir cevap. O halde kafamızdaki geçmek bilmeyen ağırlık hissinden bir nebze de olsa kurtulmak ve çürüyen bahçeyi yeniden yeşertmek için listenin sonuna öz disiplini de eklemekte fayda var. Bugün kendi zihinsel bahçenize ne kadar iyi baktınız? Bu soruyu her gün kendimize sormamız gerekiyor. Bir de artık kısmen de olsa eski hayatlarımıza dönmemiz, dijitale bir mola vermemiz, açıp bir kitap okumamız ve yeniden dijital olmayan bağlar kurabilmemiz…

 


 
 
 

Yorumlar


©2025 Dicle Yurdakul

bottom of page