• Dicle Yurdakul

Metaverse Kuruluyor: “Öte Evren”de Yaşamak İster Miydiniz?



“Elimizde sıfırdan, yepyeni bir dünya yaratma şansımız olsaydı, acaba daha önce yaptığımız hataları tekrarlar mıydık?”


Metaverse son günlerde özellikle teknoloji dünyasında sıkça duymaya başladığımız bir kavram. Eski Yunancada birlikte ya da ötesinde anlamlarına gelen “Meta” ve Universe (evren) kelimelerinin birleşiminden oluşuyor. Türkçeye “Öte Evren” olarak çevirebileceğimiz bu alternatif evren, bizi internetin, daha doğrusu “sanal alem”in bugüne kadar görülmemiş bir formuyla tanıştıracak.


1990’lı yıllarda İnternet 1.0 olarak adlandırılan dönemde bu dünya, yalnızca bazı kullanıcıların bilgiler girebildiği ve içerik üretebildiği, diğerlerinin ise geleneksel medyada olduğu gibi pasif bir pozisyonda sadece kendilerine verilen içeriği tüketebildikleri bir ortamdı. İnternet 2.0 döneminde ise sosyal medyanın icadıyla birlikte bu sistem temelinden sarsıldı ve içerik üretebilme hakkı herkesin eline geçti. Artık sadece tüketici değil, Instagram, YouTube, Twitter, TikTok, bloglar vb. yüzlerce alternatif vasıtasıyla üretici haline de gelmiştik. İnternet 3.0’da ise bizi hayal gücümüzün sınırlarının çok dışında bir dünya bekliyor.


Metaverse’ü bugün kullandığımız ya da haberdar olduğumuz bazı teknolojilerin aracılığıyla, fiziksel olarak bildiğimiz dünyaya alternatif olarak içinde yaşayabileceğimiz, sanal olarak inşa edilmiş ve hatta belki de inşa sürecine bizim de katkıda bulunabileceğimiz bir dünya olarak düşünebiliriz. Bu anlamda aklımızda canlandırabilmek için en güzel örnek Matrix filminde karşımıza çıkan alternatif evren. Filmde Morpheus karakteri, Neo’ya iki hap uzatarak “Mavi hapı alırsan gerçek dünyada uyanır ve neye inanmak istiyorsan ona inanmaya devam edersin. Kırmızı hapı alırsan harikalar diyarında kalırsın ve sana tavşan deliğinin ne kadar derine indiğini gösteririm.” diyor. Neo’nun seçimi birçok açıdan belirleyici. Ve karakterimiz kırmızı hapı tercih ediyor.


Metaverse, sanal gerçeklik veya artırılmış gerçeklik gözlükleri, eldivenler, beş duyumuzla beyin arasındaki ilişkiyi düzenleyebilecek her türlü arayüz, cihaz ve 5G bağlantısı ile içine girip, içinde yaşayabileceğimiz sınırsız bir evren. Bu teknolojilerin tümü fiziksel ve sanal dünya arasındaki sınırların erimesini sağlayan teknolojiler. Bu açıdan Metaverse aslında sadece sanal bir dünya değil; fiziksel dünyadaki varlığımızın bir eşini ve fiziksel dünyanın bir alternatifini yaratarak içinde var olabileceğimiz geçişken bir yapı. Sadece fizikselden sanala geçişi değil, verilerin fiziksel konuma, nesnelere ya da duyulara aktarılması yoluyla sanaldan fiziksele doğru geçişi de sağlıyor. Veri evreninde yaşadığınızı, fiziksel evrende duyumsayabiliyor, hissedebiliyorsunuz. İşte bu nedenle Metaverse “sanal evren” tanımından çıkarak, bildiğimiz tüm evrenlerin kesişimi olan bir “öte evren”e varıyor.


Henüz bir tasarım olan bu evrenin tohumları aslında yıllar önce sanal dünyalar yaratarak oyuncularını gerçek hayattan koparmakla itham edilen oyun dünyasında atıldı. Oyun sektörü 2020 yılı itibariyle 173 milyar $ değerlemeye sahip dev bir pazar. Sektör, pazarın ve talebin büyüklüğü nedeniyle Ar-Ge yatırımlarının da hızlanmasıyla birlikte yukarıda bahsi geçen teknolojilerin geliştirilmesine büyük katkıda bulunuyor. Yaratılan çevrimiçi oyun dünyalarında oyuncular, gerçek dünyanın bir simülasyonunda kendilerine alternatif bir hayat kurabiliyorlar.


Örneğin dünya çapında milyonlarca kullanıcıya erişen Second Life oyununda kişiler, kendileri için seçtikleri ve fiziksel olarak her ayrıntısını tasarlayabildikleri avatarları aracılığıyla işe gitmekten derse girmeye, sevdiği sanatçının konserine gitmekten en sevdiği ayakkabı markasından avatarı için bir ayakkabı satın almaya kadar, gerçek dünyayı tamamen simüle eden bir hayat kurabiliyorlar. Second Life dünyasının kendine ait bir para birimi bile var: Linden. Oyuncular, bana göre kripto paraların atası sayılabilecek bu para birimini satın alarak, bu dünyada sanal dükkanlarını açmış gerçek hayat markalarından alışveriş yapabiliyorlar. World of Warcraft, Fortnite ve Minecraft gibi pek çok oyun da buna benzer dünyalar yaratarak kullanıcılarına ikinci bir hayat yaratma şansı sunuyor. Özetle, bu alternatif dünyalar zaten yıllardır hayatımızda. Ancak artık mesele “oyun” olmaktan çıkıyor ve gerçek evrenin gerçek bir alternatifi olma yolunda hızla ilerliyor.


FİZİKSEL VE SANAL ARASINDAKİ SINIR KAYBOLACAK

Metaverse’ü farklı kılan bugüne kadar tecrübe ettiğimiz pek çok sistemin bir arada olacak olması. Yukarıda bahsettiğim fantezi dünyalarının çok çok ötesinde, Metaverse insanlığa sosyal, ekonomik ve kültürel bir deney mekanı sunacak. Bu da ancak farklı kurumların ve şirketlerin bu dünyayı oluşturma konusunda işbirliği yapmaları ve açık bir evren yaratmakla mümkün. Örneğin bu dünyanın içinde, 3D avatarınızla şirketteki bir iş toplantısına katılıp, ardından sosyalleşmek üzere sosyal platformlar tarafına geçerek arkadaşlarınızla “yüz yüze” hissiyle buluşmanız, birlikte bir konsere ya da sinemaya gidebilmeniz mümkün olabilir. Hatta eş zamanlı olarak birden çok yerde bulunup, birden çok işle de meşgul olabilirsiniz. Tüm bu eylemleri gerçekleştirirken fiziksel olarak da kendimizi bu dünyada gibi hissedebilecek olmamız, gerçeklik algımızın tamamen flulaşmasına, fiziksel ve sanal arasındaki sınırın neredeyse yok olmasına yol açacak. Ve işin en ilginç yanı, bu dünya başkaları tarafından yaratılmış olmak zorunda olmayacak. Biz de bu dünyayı oluşturabilecek, değiştirebilecek, ona katkıda bulunabilme gücüne sahip olabileceğiz. İhtimaller sonsuz…


İşin teknik tarafına döndüğümüzde böyle bir evreni mümkün kılabilecek sistemlerin nasıl kurulacağı konusu karşımıza çıkıyor. Kripto paralar üzerinden kurulacak bir finansal sistem, şirketlerin varlıklarını bu mecraya taşımalarıyla birlikte kurulacak yeni bir ekonomi ve hatta bu dünyaya özgü bir kuralları belirlemek üzere geliştirilecek demokratik bir yönetim yapısı… Farkındaysanız bu cümleleri kurar kurmaz Metaverse cazibesini bir parça yitiriyor. Zira özgür bir dünyadan, kendi dünyamıza yakınsayan bir dünyaya geçiyoruz ve bu durumda insanı ezip ufaltan çarkların arasına da geri dönmüş oluyoruz.


İşte tam bu noktada Metaverse başka bir alternatifle karşımıza çıkıyor. Her ne kadar bu konudaki faaliyetleriyle adını en çok duyuran şirket, bizleri yankı odalarına yerleştirip verilerimiz üzerinden servet kazanan Facebook olsa da, yeni nesil teknolojiler artık birkaç kişi, kurum, şirket ya da ülkenin tekeline alamayacağı bir dünya inşa edebilmemizi mümkün kılıyor. Özellikle blockchain teknolojisinin devreye girdiği nokta tam olarak burası. Blockchain sayesinde merkezi bir otoritenin tekelinde olmayan, kripto paralar aracılığıyla geleneksel piyasaların zincirlerinden kurtulmuş, kullanıcıların verileri ve üretimleri üzerinde manipülasyon korkusu olmadan kontrol sahibi olabildiği, emeğine ve hayatına yabancılaşmak zorunda kalmadığı, daha şeffaf, yönetişime ve ortak faydaya dayalı sistemler tasarlanabilir. Bu dünyanın bağımsızlığı korunduğu takdirde gerçekten alternatif bir evren yaratabilme ihtimalimiz, özellikle süratle ilerleyen teknoloji sayesinde her gün daha yüksek bir olasılığa kavuşuyor. Elimizdeki teknolojik imkanlarla dahi böyle bir tasarımı düşünebiliyor olmamız gelecek açısından umut verici.


Şüpheci gözlüklerimizi takacak olursak da bizi, sonucunu ancak zamanı geldiğinde öğrenebileceğimiz iki farklı meydan okuma bekliyor: Belki de Metaverse de internet 1.0 ve internet 2.0’ın kaderini paylaşarak teknoloji şirketleri ve hükümetlerin oyun alanı haline gelecek. Ve belki de Neo başka bir gerçeklik istemediğine karar vererek kırmızı hapı reddedecek.

Etiketler:

1 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör