• Dicle Yurdakul

Kripto paralardan NFT’ye: Blockchain devrimi ve potansiyel engeller



Blockchain teknolojisi kripto paralar sayesinde pek çoğumuzun aşina olduğu bir teknoloji. Ancak sağladığı tüm yenilik ve faydalara rağmen henüz gündelik hayatımızda sıklıkla karşımıza çıkmıyor. Yeni bir teknolojinin kitleler tarafından benimsenmesi için öncelikle şirketler tarafından benimsenmesi, bunun için de ekonomik faydasının ispatlanmış olması gerek. Blockchain teknolojisinin kullanımı 2021 yılında geçmiş yıllara kıyasla önemli bir ivme kazandı.


Bu durumun emarelerini de 2020 yılında görmeye başladık. Örneğin PayPal, geçtiğimiz yıl itibariyle kullanıcılarına kendi hesapları üzerinden Bitcoin ve diğer kripto paraların alım-satımını yapabilme imkanı sağladı. Hatta yakın zamanda diğer alışverişlerini de cüzdanlarındaki kripto paraları kullanarak yapabilecekler. Bu gibi girişimler teknolojiyi pazar sistemi ile buluşturarak özellikle farkındalık ve kitlesel benimseme üzerinde oldukça olumlu bir etki yaratıyor. Ancak blokchain teknolojisinin yaygınlaşmasını olumsuz yönde etkileyen faktörler de mevcut. Yeni geliştirilen blockchain teknolojilerinin çözmeyi vaat ettiği bu sorunların başında, hız ve güvenlik sorunları geliyor.


Bu teknolojinin değerini ve yaygın kullanımını etkileyen konulardan ilki, bu sistemlerin hızlı çalışmamasına ilişkin sorunlardı. Herhangi bir verinin büyük bir veritabanı olan blockchain sistemine yazılabilmesi için binlerce bilgisayardan oluşan sistemin üyelerinden onay alması gerekiyor. Eğer herhangi bir makine (kullanıcıların sahip olduğu bilgisayarlar), alan, bellek ya da ağ kapasitesi nedeniyle bir sorun yaşarsa, sistem bu sorun nedeniyle onay işlemini tamamlayamadığı için yavaşlıyor. Günümüzde bulut sistemleri üzerinden yapılan işlemler hıza ilişkin sorunları nispeten çözebiliyor. Ayrıca geliştirilen yeni blockchain altyapıları ile işlem sürelerinde önemli mesafeler katedildi. Örneğin Ethereum adı verilen ve ilk blockchain altyapılarından biri olan sistem saniyede 30 işlem yapabiliyordu. Bugün ise geliştirilen Ethereum 2 altyapısı saniyede 10.000 işlem hızına çıkmayı vaat ediyor. Bu sayede sistemde yapılan herhangi bir işlem saniyeler içinde gerçekleştirilebiliyor.


Blockchain teknolojisinin yaygınlaşmasının önündeki engellerden bir diğeri de veri güvenliğine ilişkin sorunlar. 2020 yılında dünya çapında bulut sistemlerine yapılan siber saldırılar bir önceki yıla kıyasla %250 oranında arttı. Bu saldırıların büyük bir çoğunluğunun amacı, şirket verilerini elde etmek değil, ele geçirilen sunucular üzerinden kripto para madenciliği yapmaktı. Açık blockchain sistemlerinde tek bir bilgisayara gerçekleştirilen bir saldırı, tüm blockchainin işleyişini ya da güvenliğini etkileyemiyor. Çünkü sistemde tutulan veri ve işlemlere dair tüm kayıtlar, tek bir bilgisayarda değil, ağa bağlı olan tüm bilgisayarlarda tutuluyor.


Bu durumda bir bilgisayarı kaybettiğinizde, sistem farklı bilgisayarlardaki verileri kullanarak işleyişine devam edebiliyor. Ancak yine de bu sistemler de hackerların saldırılarına maruz kalıyorlar. Kripto para sistemleri gibi milyar dolarlık bir endüstrinin üzerine inşa edildiği ve zaman içinde şirketlerin tüm verilerinin üzerinden transfer edileceğini tahmin ettiğimiz sistemler için güvenlik hayati önem taşıyor. Önümüzdeki süreçte yeni blockchain teknolojileri üzerinden güvenlik sorunlarına farklı çözümler getirildiğine tanık olacağız. Örneğin az önce bahsettiğimiz Ethereum 2 altyapısı, blockchain sistemi içinde alt zincirler (onay mekanizmaları) oluştururak saldırıları engelleyen bir katman daha yerleştirmiş oldu. Bu sayede hız sorunlarından sonra güvenlik sorunlarına da çözümler getirilmiş oluyor ve sisteme olan güven artıyor. Güvenilir ve hızlı ve dolayısıyla ekonomik değerini ispat etmiş sistemlerin de gündelik yaşamdaki benimsenme hızı artıyor.


Tartışmaların bir başka boyutunda ise veri gizliliği konusu karşımıza çıkıyor. Veri gizliliğine ilişkin olarak farklı taraflar çok farklı beklentiler içindeler. Örneğin kripto para ya da NFT yatırımcıları ve bu yatırım araçlarına ilişkin hizmetleri sunan şirketler, kullanıcı verilerinin gizli kalmasından yana. Ancak devletler de bu sistemlerin terörizm ve kara para aklama amaçları için kullanımını önlemek üzere bilgilerin paylaşılması konusunda ısrarcılar. Bu sorunlara getirilen çözüm önerilerinden biri, kripto para yatırımcılarının tipik güvenlik prosedürlerine tabi olmalarını zorunlu kılan bir bankalar konsorsiyumunun oluşturulması. Geleneksel işleyişten farklı olarak, gerçekleştirilen işlemlerin ayrıntıları konsorsiyum üyelerinden biriyle paylaşılıyor.


Kısaca bilgileri doğrudan devletle değil, aracı bir kurumla paylaşıyorsunuz. Öte yandan bu bilgiler talep edilmesi durumunda ilgili üye tarafından hükümete sunulmak durumunda. Bu sayede işlem gizliliği kısmi de olsa sağlanabilecek ancak veriler devlet gözetimine açık olacak. Böyle bir yapılanma ise anonimlik ve merkeziyetsizlik sloganıyla yola çıkan blockchain felsefesine tamamen aykırı. Devlet kontrolü devreye girdiğinde sistemin ana mekanizmaları, üzerine kurulu olduğu felsefe çöküyor. Örneğin madencilerin (ağa bağlı olarak işlem yapan her bir bilgisayarın) ya da blockchain bilgi işlem hizmeti sağlayıcılarının% 50’sinden fazlası tek bir ülkede bulunuyorsa, sistemi bu ülkenin yetkililerinin insafına bırakmış oluyorsunuz. İlgili kurumların iletişimi keserek veya sunuculara el koyarak sistemi çalışamaz hale getirebilmesi olası. Dolayısıyla blockchainde esas mesele ağ üyelerinin coğrafi olarak dağılmış olmasını, ağın merkezi bir otoritenin kontrolünde olmamasını ve işlemlerin gizliliğini sağlamak. Ancak belirttiğimiz üzere bu durum pek çok otoriteyi farklı sebeplerle rahatsız ediyor.


Bu çok boyutlu ve girift tartışmalardan şimdilik varabileceğimiz sonuç, blockchainin veri güvenliği ve gizliliği konusunda geleneksel yöntemlere kıyasla çok daha iyi bir alternatif sunduğu, ancak mükemmel çözüme ulaşmak için mesafe katetmemiz gerektiği yönünde. Önümüzdeki günlerin, henüz öngöremediğimiz hangi çözüm alternatiflerini beraberinde getireceğini merakla bekliyoruz.

0 görüntüleme0 yorum