• Dicle Yurdakul

Kripto para madenciliği: ABD – Çin oyununda yeni hamleler

Kripto para piyasaları yalnızca sert iniş çıkışları ve spekülatörlerin yarattığı dalgalanmalarla değil, başta Amerika ve Çin olmak üzere sürekli yeni hamlelere sahne olan ülkeler arası strateji oyunlarıyla da gündemde. Küresel kripto para pazar büyüklüğü 2021’de 2.1 Milyar $’a ulaşmış durumda ve 2026 yılına kadar % 19.04’lük bir yıllık bileşik büyüme oranı ile yaklaşık 5 Milyar $’a ulaşması bekleniyor. Bu büyük pazarın altyapısını oluşturan madencilik piyasasında ise son bir yılda önemli kırılmalar yaşandı.


Öncelikle kısaca kripto para madenciliğinden bahsedelim. Kripto paraları üreten ve madenci olarak tanımlanan birimler, blokzincir ağı içinde dağıtılan işlem bilgilerinin doğrulanması ve blok zincirinde saklanması görevlerini yürütürler. Tıpkı bir merkez bankasının para basması gibi, kripto paralar için de para arzı, madencilik yoluyla gerçekleştirilir. Madenciler yeni işlemleri onaylar ve bunları küresel bir defter olarak düşünebileceğimiz blokzincire kaydederler. Bunun sonucunda doğrulanan her işlem için belirli bir ücret alırlar. İlk kripto para olan Bitcoin’in ortaya çıktığı yıllarda (2009) madencilik faaliyetleri yüksek işlemci gücüne ve internet bağlantısına sahip herhangi bir bilgisayar tarafından yapılabiliyordu. Bu sayede sistemin temellerini oluşturan “dağıtıklık” ilkesi gereği dünyanın farklı bölgelerinden binlerce kişi zincire veri kaydetme işlemini gerçekleştiriyor ve Bitcoin madenciliği yapabiliyordu.


Ancak Bitcoin ve genel olarak kripto paralara olan talep arttıkça ve sistem daha karmaşık bir hale geldikçe, madencilik güçlü bir bilgisayarla, bireyler tarafından yapılan bir işlem olmaktan çıktı ve dev bir endüstriye dönüştü. Blokzincir teknolojisinin ilerlemesiyle birlikte madencilik, kripto para üretiminde çok yüksek miktarlarda harcanan enerjinin ucuz olduğu bölgelerde, dev sunucu çiftliklerinde uzmanlaşmış makinelerle gerçekleştirilen bir işlem halini aldı. Havuz şirketlerinin güçlenerek büyümeleri ve üretim hacminin büyük çoğunluğunu elde etmeleri ise blokzincirin temel savı olan merkeziyetsizlik yapısını bozarak, kümeleşme ve merkezileşmeye neden oldu. Şirketlerin neden olduğu merkezileşme, aynı zamanda dünyanın belirli bölgelerinde yoğunlaşarak ikinci bir merkezileşme katmanı daha doğurdu. Madencilik faaliyetlerinin karlılığının enerji maliyetlerine doğrudan bağlı olması nedeniyle kümelenme, enerji fiyatlarının düşük olduğu ülkelerde gerçekleşti.




Bu konuda başı çeken ülke ise Çin’di. Çin’de elektrik diğer birçok ülkeye kıyasla son derece ucuz. Sanayi bölgelerindeki elektrik ise ya hidroelektrik tesisleri tarafından sağlanıyor ya da devlet tarafından sübvanse ediliyor. Kripto para madenciliği için de genellikle üretim fazlası ya da artık elektrik kullanılıyordu. Düşük enerji maliyetleri dolayısıyla Çin, geçtiğimiz yıla kadar Bitcoin üretimindeki en büyük 5 havuz şirketine ev sahipliği yapıyor ve küresel hash gücünün (Bitcoin ağının dünya çapındaki toplam işlemci gücünün) %65’ini elinde tutuyordu. Çin’i %7.2 ile ABD, %6.9 ile Rusya ve %6.1 ile Kazakistan takip ediyordu.

Çin’in kripto para işlemlerini yasaklamasının ardında yatan ilk neden, ülkenin içinde bulunduğu enerji krizi. Bir diğer önemli neden ise Çin hükümetinin ülkedeki ekonomik faaliyetler üzerindeki kontrolü yeniden ele alma arzusu.

Ancak Çin, 2020 yılında başlayan ve 2021 yılında en sert halini alan kripto para yasakları ile bu piyasaya dair madencilik dahil olmak üzere her türlü işlemi yasakladı. Geçtiğimiz eylül ayında Çin’in Merkez Bankası, tüm kripto para ve token işlemlerinin yasadışı olduğunu ve bu işlemleri yasakladığını duyurmuştu. Bu açıklamanın ardından kripto para piyasalarında sert bir düşüş yaşandı. Çin aslında 2019 yılından bu yana kripto para ticaretini yasaklamış durumda, ancak yatırımcılar yabancı borsalar aracılığıyla işlemlerine hala devam edebiliyorlardı. Haziran ayında ise, bankalara ve ödeme platformlarına bu işlemleri de kolaylaştırmamalarına dair sert uyarılar yapıldı. Son olarak Eylül ayında kripto para madenciliğinin yasaklanmasıyla, Çin’in kripto para savaşı yeni bir boyut kazandı. Çin, dünyadaki Bitcoin madencilerinin yarısından fazlasını evinden kovarak madencilik işlemlerinin farklı ülkelere göç etmesine neden oldu. Yasaklardan önce dünyanın Bitcoin enerji tüketiminin %75’i Çin’de gerçekleşiyordu. Bu Çin’in madencilik dahil olmak üzere tüm kripto para işlemlerini yasaklamasının ardında yatan birkaç neden var. İlk neden, ülkenin içinde bulunduğu enerji krizi ve 2050 yılına kadar karbon nötr olma yönünde atmaya başladığı adımlar. Bir diğer önemli neden ise Çin hükümetinin ülkedeki ekonomik faaliyetler üzerindeki kontrolü yeniden ele alma arzusu. rakam Mayıs 2021’de %46’ya düşmüştü ve yasaklardan sonra da oranın sert düşüşü devam etti.


Kripto para piyasalarının hükümetler ve ilgili kurumları açısından neden olduğu güç yitimini tersine çevirmek arzusundalar. Bunun için de Bitcoin ve diğer kripto paraların alternatifi (?) olarak kendi dijital para birimleri olan eCNY’i konumlandırmaya çalışıyorlar. Daha önceki yazılarımda da bahsettiğim üzere, devlet kontrolünde üretilen dijital paralar, kripto paralardan tamamen farklı varlıklar. Blokzincir sistemleri üzerinde üretilmedikleri gibi, devlet kontrolünde ve merkez bankası tarafından üretiliyor. Geleneksel paralardan tek farkları darphanede basılmayıp, dijital olarak üretilmeleri… Dolayısıyla hem kavramsal olarak, hem de uygulamada kripto paralara bir alternatif olabilmeleri mümkün değil. Bu açıdan Çin’in yasaklama hamleleri fiat paraların ve kripto paraların geleceği açısından akıllarda başka soru işaretleri uyandırıyor.


Tüm bu gelişmelerin ardından Çin’den kovulan madencilik şirketleri de kendilerine yeni bir ev arayışındalar. Cambridge Alternatif Finans Merkezi (CCAF) tarafından yayınlanan rapora göre bu şirketlerin yeni ev sahiplerinin ağırlıklı olarak Kuzey Amerika, Kazakistan, Rusya ve Kanada olması bekleniyor. Çin’in uygulamaya koyduğu yasaklardan sonra ABD’nin dört ay önce %16.8 olan küresel hash gücü oranı (Bitcoin ağının işlemci gücü oranı) şu anda %35.4’e ulaştı. Bu, kripto para üretiminin önemli bir kısmının ABD’ye kaydığını gösteriyor. Kanada’nın da %10’luk bir küresel hash oranını yakalamasının ardından Kuzey Amerika dünyanın yeni Bitcoin madenciliği süper gücü haline gelmiş durumda.

0 görüntüleme0 yorum